21 Kasım 2007 Çarşamba

Ya sessiz, ya sessiz...

Sessiz ve sakin...

Her insan artık böyle bir ortam istiyor. Çünkü, seslerin armonisi insanları artık cezbetmiyor 50 yıl önceki gibi...

Sessiz çıkışlar, en iyi yankıyı buluyor. En çok satan albüm tantanası çok olmayan sade olan oluyor. En çok sevilen insanlar sakinliği seçenler oluyor.

Sessizlik sanki, hayatımızın tek ihtiyacı. Hedefimiz, düşüncemiz hatta, herşeyimiz olacak seviyeye geldi. Aslında Anadolu insanının o güleç yüzü de bu yüzden geliyor. Sesiz ve sakin olmaktan. Devlet işleri ya da mektuplar onları ilgilendirmiyor. Para, faiz, borsa, bono onların hiç umrunda değil. Onlar kurdukları ufacık dünyalarında bir tas çorbasıyla etrafa gülücük saçabiliyorlar. Farketmiş olmanız lazım. Son zamanlarda yapılan bütün yeni villa ve hatta evlerde doğallık ve sessizlik ön planda. Çünkü, biz gerçek bize yabancı kaldık. Şimdide hayran, hayran izliyoruz. Keşke, bir köy evim olsa da orda otursam diye hayıflanıyoruz.

Stressiz günümüz geçmiyor. İki üç sene önceki düşüncelerimizle sürünmeyi göze alıyoruz. O zamanlar bir köyde yaşamanın aşağılanmak olduğunu sanan biz ya da ebeveynlerimiz gibi. Onlar şehir hayatını özlüyorlardı. Şimdi, herkes şehirli oldu ama, köylü olmak için çırpınıyor.

Ya değerler...

Kendimiz bitirdik aslında. Kendi kendimizi dışladık. Tü kaka diye üzerine gittik ananevi geçmişimizin. Hatta beğenmedik babamızı, anamızı, hatta utanç duyduk. Sanki şehir çocuğu gibi davrandık. Şehirli olduk ama, insan olamadık. Adam olduk ama, kendimiz olamadık. Müdür olduk ama, benliğimizi unuttuk.

Sessiz olabilmenin yollarını aradık şehrin altın gömülü sandığımız topraklarında. Bir gün belediye yol çalışması için kazdığında anladık hayatın burada kolay olmadığını. Bir gün PTT çukuruna düştüğümüzde anladık, şehirli olmanın her şey olamayacağını...

Sonra yere tükürmenin bir adamlık belgesi olamayacağı anlatılmaya çalışıldı ama, anlamadık. Milyonlarca cezaya rağmen, ceza keseceklerin suçu işlemeleri nedeniyle uygulanamadığını gördük. Binlerce kanun çıktı bizi adam edecek, gerçek bir hayata yabancı gibi çiğnedik. Sonra...


Sonra insan olduğumuzu anladık. Yeni yeni oldu bu aslında. Birbirimize değer vermeyi öğrendik. "Sen komünistsin, bizim aramızda yerin yok", "Sen faşistsin, sevmezsen terkedersin" ya da "Sen namaz kılıyorsun, gericisin" demenin ne kadar aptalca olduğunu anladık. Biz tam anlamıştık ki, hükümetler geldi birer birer, son beş senedir. "Gözünün üzerinde kaşın var", "Bıyığın bir santim uzamış" ya da "Başını kapatırsan kafan çalışmaz" gibi onlarca özlü sözü kazandırmaya çalıştı bize. Liberalleştikçe komünistleştik, komünistleştikçe islamcı olduk. Artık nereye çeksen oraya giden, muhalefetsiz çıkan, kanunlarımız var. Sessiz sedasız çıkan yönerge ve genelgelerimiz var. Bir de, birileri var.


Değişmekle iyi mi yaptık, bilinmezine karşı. Değişmesek ne olurdu, demek geliyor içimden. Keşfetmeyi seviyoruz bilinenleri. El yordamıyla demokrasi arıyor, kapalı devre ekonomimizi yönettiriyoruz.

Herşey sessiz ve sakin olup bitiyor. Artık acı duymuyor ve hissetmiyoruz. Bir üst düzey derin yetkilinin dediği gibi, "ya sessiz, ya sessiz" olabilmeyi galiba öğreniyoruz.

Hiç yorum yok: