<?xml version='1.0' encoding='UTF-8'?><?xml-stylesheet href="http://www.blogger.com/styles/atom.css" type="text/css"?><feed xmlns='http://www.w3.org/2005/Atom' xmlns:openSearch='http://a9.com/-/spec/opensearchrss/1.0/' xmlns:georss='http://www.georss.org/georss' xmlns:gd='http://schemas.google.com/g/2005' xmlns:thr='http://purl.org/syndication/thread/1.0'><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383</id><updated>2011-07-30T15:17:50.529-07:00</updated><category term='medya'/><category term='beşnbirK'/><category term='özlem'/><category term='sosyal ağ'/><category term='açık'/><category term='ahmethc'/><category term='kapı'/><category term='yazar'/><category term='yürek'/><category term='kalp'/><category term='gökyüzü'/><category term='deniz'/><category term='kır'/><category term='soru'/><category term='haşmet babaoğlu'/><category term='bekir coşkun'/><category term='fatih altaylı'/><category term='çıkma yasağı'/><category term='köşe yazarı'/><category term='ışık'/><category term='ahmet hakan'/><category term='gazete'/><category term='twitter'/><category term='tasfiye'/><category term='habertürk'/><category term='cüneyt özdemir'/><category term='mavi'/><category term='yayın yönetmeni'/><category term='yeşil'/><title type='text'>Şimdilik Böyle Düşünüyorum</title><subtitle type='html'></subtitle><link rel='http://schemas.google.com/g/2005#feed' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/posts/default'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default?max-results=100'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/'/><link rel='hub' href='http://pubsubhubbub.appspot.com/'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><generator version='7.00' uri='http://www.blogger.com'>Blogger</generator><openSearch:totalResults>12</openSearch:totalResults><openSearch:startIndex>1</openSearch:startIndex><openSearch:itemsPerPage>100</openSearch:itemsPerPage><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-2830149055680214944</id><published>2011-02-02T15:21:00.000-08:00</published><updated>2011-02-02T15:21:13.714-08:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kalp'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='mavi'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yeşil'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='soru'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ışık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='açık'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kır'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='özlem'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='deniz'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='kapı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yürek'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gökyüzü'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='çıkma yasağı'/><title type='text'>Açık kapı</title><content type='html'>Kapı açıktır, ışık süzer aralandıkça. Sesler dolar odaya...&lt;br /&gt;Açık kapının ardından bakar durur. Oysa sükûn ettiği sessizlik, kimsenin konuşmadığı laf kalabalığında da değişmeyecektir. Kapıyı ardına kadar açık bıraksalar da, kırk kilit vurup üstüne kapatsalar da aynıdır. Halbuki kapı açıktır, kim bilir kaç yıldır özlemini çektiği dertli kapı...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Üstüne serilir sanki onca yılın derbederliği, kapı açıktır artık. Açılan kapıdan ışığa çıkmak üzeredir. Kapanamacasına gökyüzüyle buluşmak istemektedir. Hayallerinde kurduğu yaşamına bakar, açık kapının ardında arar kendini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sereserpe uzanmıştır hayatı. Beklemektedir beklentileri ellerini bağlamış kapının önünde. Hizmetindedir hâlâ hayalleri. Mavi gökyüzü üzerine kurulu olanlar... Yeşil kırlardakiler... Ve daha bir çoğu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapı açıktır...&lt;br /&gt;Açık kapıdan bir medet beklemeden bakar. Biri kalk desin diye bekler. Hayalleriyle süslediği kapının açılışını, düşlerinde canlandırdığı muhteşem anı sadece beyninin hükmetmediği ağır bedenine anlatmak istercesine çaresizdir. İçten bir ağıt yükselir kalbini sızlatsa da, aldırmaz. Dıştan bir ter boşalır, heyecanına verir. Kapı açıktır ve özgürlük sadece gözünün gördüğü yer kadar yakındır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gözlerinin feri kaplamış gözü de artık kendine bakamaz. Aynaya hiç bakmamıştır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağlamaktan gözyaşı çizgisi oluşan iki yanağı, allıdır. Ama, söz geçiremez vücuduna. Sessiz kalabalıklar isyan çıkarmaktadır artık. Sevgi türküleri söylenmeye başlanmıştır, içinde.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Gel gör ki, beden ağırdır. Onca yılın ağırlığı vardır. Onca yükün sessiz çöküşü.&lt;br /&gt;Kapı açıktır, açık kapı dışarı çıkılamadıktan sonra sadece açılmış olacaktır.&lt;br /&gt;Anlamı, kapıdan dışarı çıkmaksa açık olmanın, bu artık içindeki kapıdan çıkana kadar sebepsiz çıkma yasakları geçerlidir, mecburen ve sadece kendinden.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Açık kapılar vardır. Açık bırakılanlar...&lt;br /&gt;Açılan kapılar olur. Kapısı açılanlar...&lt;br /&gt;Açılmış kapılar vardır. Hep açık kalacak.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kalbin kapıları açık mıdır? Açık kapıdan çıkacak kadar yürekli miyiz?&lt;br /&gt;Gördüğünüz gökyüzü kadar şeffaf mıdır dünya? Deniz kadar berrak mıdır? Yeşil kadar saf ve temiz midir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Kapılar açıldıkça, sorular artacaktır. Doğru cevap, doğru kapının açıldığı anda gerçek dünyaya dönmektir.&lt;br /&gt;Açık kapı, dünyayla kendini buluşturacak sahiplerinin peşinde.&lt;br /&gt;Kapı artık açık...&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-2830149055680214944?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/2830149055680214944/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=2830149055680214944' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/2830149055680214944'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/2830149055680214944'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2011/02/ack-kap.html' title='Açık kapı'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-8284393403303978873</id><published>2010-02-16T15:36:00.000-08:00</published><updated>2010-02-16T16:26:36.899-08:00</updated><title type='text'>Bir ışık hikayesi...</title><content type='html'>Yürüyüp giden karaltının peşine gidiyordu adam, sadece meraktan. Belki içini rahatlatmak arzusuyla. Ortalık karanlığa teslim olmuş, karanlığın derinlerinde yelkenlerini açmış ilerlerken bir sokak lambasının hemen altında durakladı aniden. Işığın etkisiydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Hafif bir meltem elbisesinde Meksika dalgası oluştururken, bir yandan korku dolu bakışlarıyla etrafı kolaçan ediyordu. Takip ettiği uzaklaşmıştı, evet. Karaltıdan ışığa ulaşmıştı. Kafasını kaldırıp, kapşonu düşmemesi için bir eliyle belli belirsiz ışığa bakmaya niyet etse de, belindeki ağrılar aman vermiyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığı bulmanın mutluluğu ile yalnızlığın hüznü yüzündeki çizgilere oturmuştu. Bakışları boş ama anlamlıydı. Varlıkla yokluğun elindeki sahte farktan, aslında yokluğunda bir çeşit var olma olduğunu anlayalı da çok olmuştu. Bu adam ne arıyordu, bu gece yarısında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ellerini ovuşturarak ısınıyor, karanlıktaki bir ufak ışığa yaslanmış gündüzün ilk ışıklarını bekliyordu. Güneşin doğuşunu izlediği o cafcaflı günlerini hatırlıyor, daha toprağa düşmeden yüzünde kuruyan gözyaşları, alnındaki çiziklerin her an daha da artması belli ediyordu zor ikilemini.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir gün ağlamıştı, onu hatırladı. Her gün gülmüştü, onlar şimdi yoktu. Karanlık bir dönemden geçmişti. Aydınlığa yol alırken altı üstü bir sokak lambasının altında oturakalmıştı. Güneşe olan hasreti sanki vahada su serabı görür gibi olmuştu. Işık bir anda söndü...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sessiz sokakların karanlıkları yine saçlarının tellerine kadar titretiyordu adamı. Güneşi bekliyordu. Bu sırada, ileride bir ses duydu. Medet umarcasına koştu. Sonra bir an daha durdu. Yine bir sokak ışığının altında.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığa yaslandı, nefes nefese... Işığın değerine inanıyordu. En azından şimdilik bir ışık daha yakalamıştı. Işık sönene kadar bile olsa.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;&lt;blockquote style="font-style: italic; color: rgb(204, 0, 0);"&gt;... Sokak ışıkları söner, belli aralıklarla. Isınınca kendinden kapanır pek çoğu. Sonra yine yanar. Işıltabildiği alanları ışıtır. Hiç öteki sokağı ışıtamadım diye üzülmez. Işık bu kadarsa, bu kadar alan ısınır. ...&lt;/blockquote&gt;&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Işığa sarılmıştı, anlamıştı ki, bir ışık arıyordu. Işık tünelin ucundaydı ya da çok yakındaydı. Işığa doğru koştuğu belliydi. Bir umut arayışı. Umut gözlerinde çakmak çakmak ışıltıya dönüşmüş, yüzünde mutluluk gösterisi bıyık altında kalsa da, bir rahatlama hissediyordu. Sabah burada olur muydu?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra yine söndü, bir sonraki ışığa koştu. Sonra yine yanan bir ışık buldu, onun kollarına kendini teslim etti. Sonra yine söndü, bir sonraki ışık.. Böyle devam etti. Uyandığında bir parkta bir ağacın gölgesindeydi. Gün ışımış ağacın gölgesinde bile kalmıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Ben ne yaptım?" der gibi bakıp, yüzü uzadı, asıldı. Gece boyunca aradığı ışık gelmişti ve hatta geçiyordu da, o ağacın gölgesine bile saklanmayı başarmıştı. Etrafında toplananlar olduğunu hissetti aniden. Sesler artıyordu. Gözlerini kapaklarının arasından hafif aydınlığa doğru açarak, gelen gürültüleri anlamlandırmaya çalıştı.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;İçindeki dar alanda kısa paslaşmaları başlattı, yeniden. Sorular soruyordu, kendince cevap alacağına inanmasa bile. Cevap aslında ne kendinde, ne oradakilerdeydi. Cevap aradığı güneşteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Aydınlık, gözünü kamaştırmış, aklını karıştırmış ve beynini sulandırmıştı. Kamaşan gözünden dolayı güneşe ağız dolusu söverken, karışan aklıyla yeni sarp kayalıklara sürüyordu, rotasını. Bir kayaya geldi, hararet yapmıştı. Aniden durdu, yerde biriken sudaki yansımasına baktı. Kendini tanıyamıyordu. Karanlıkta kendini görmeye alışmış, ışıkla bile bakmaya korkmuştu o gözlerine. Durduğu yer çok yüksekteydi, başı dönmüştü. Bir düşünce kayalığına oturup, sudaki yansımasını düşünmeye başlamıştı. Düştüğü sarp kayalıkta az ileride bir yeşillik taştan çıkmıştı. Girdiği sıkıntıları, karmaşıklığı düşündü. Düşünürken gözü hep o yeşillikteydi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir taşın içinden can bulan yeşillik adamı çok etkilemişti. Yüz hatları yumuşadı önce. Tüm şefkatiyle bakmaya devam etti. Şükretti, gülümsedi, dokundu. Sonra baktığı o suya elini daldırıp yeşilliğe suyla hayat verdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bir anda mutluluk kaplamıştı içini. Aslında rahattı, ama şimdi mutluydu da. Güneşe baktı. Yine gözleri kamaştı. O ışığı istiyordu, ışık gözünü kamaştırıyordu. Sonra çok istediği ışığa verip veriştiriyordu. İçindeki ışığı keşfetmeye başladıkça, gözüne vuran ışığa, içini ısıtan ışığa daha çok bağlanıyordu.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Ağzından belli belirsiz bir kaç kelimelik cümle çıktı. Kendi bile anlamıyor ama tekrar ediyor gibiydi. Şuursuzca söyler gibiydi ama, içten geldiği açıktı. Gülümsedi ve sonra bir kez daha tekrar etti:&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Karanlığımı alan ışıltı, gönlümü aydınlattın. Aradığım ışığım, seni kaybetmeye tahammülüm yok, ne olur batma yüreğimde.&lt;/span&gt;"&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-8284393403303978873?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/8284393403303978873/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=8284393403303978873' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/8284393403303978873'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/8284393403303978873'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2010/02/bir-sk-hikayesi.html' title='Bir ışık hikayesi...'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-5286994785593124324</id><published>2009-09-11T00:16:00.000-07:00</published><updated>2009-09-11T00:44:55.568-07:00</updated><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yazar'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='habertürk'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='bekir coşkun'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='beşnbirK'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='sosyal ağ'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='köşe yazarı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='twitter'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='gazete'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='haşmet babaoğlu'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='medya'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='yayın yönetmeni'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='fatih altaylı'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='tasfiye'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='cüneyt özdemir'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahmet hakan'/><category scheme='http://www.blogger.com/atom/ns#' term='ahmethc'/><title type='text'>Köşe yazarıysan teknolojiyi bileceksin!</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Medya polemiklerinde her gün yeni bir sokağa dönüyoruz. Medya kendini sorgularken, aynada hep kendine küfreder oldu. Önce "tasfiye ettiklerimin listesi" yayınlandı defalarca farklı kişiler tarafından. Ama hep, birbirlerini tasfiye etmeye karar verdiler!&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Son günlerde de "twitter" ile ivme kazanan sosyal paylaşım alanlarında var olmak üzerine kafa yorulur oldu. Aslında tam anlamıyla, aldılar yine aynalarını ve cımbızlarını "umurumda mı dünya" şarkısı fonunda aynaya bakıp "hakaret" ediyorlar. Haşmet Babaoğlu o kadar twitter'a öfkesi var ki "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Biriniz değil, hepiniz çıkın twitter'dan...&lt;/span&gt;" diye emir kipli bir manzum cümle bile eklemiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçen günlerde twitter'ı kullanan ancak, felsefesini anlamayan Ahmet Hakan (ahmethc) ise, bilindik hop-otur / hop-kalk üslubuyla "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;İspatlamayazsan saydığın sıfatların hepsine layıksın&lt;/span&gt;" deyiverdi.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Habertürk'ün başındaki isim gazetesine yorum yaparken, övünerek twitter kullanmadığını ve hatta nasıl kullanıldığını bilmediği bile "yüzü kızarmadan" itiraf etmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;"Yılların gazetecisi" diye sıfatlanan Habertürk'ün çiçeği burnunda yazarı Bekir Coşkun'un dedikleri ise daha da acı: "&lt;span style="font-style: italic;"&gt;Türkiye'deki çürümenin bir uzantısıdır.&lt;/span&gt;"&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Haberin son görüşü ise beşNbirK'yı hazırlayan ve sunan Cüneyt Özdemir. Dünkü "Medya Müfettişi" programında gereksiz dalaşmalarla beni bile rahatsız etse de, "b&lt;span style="font-style: italic;"&gt;ırakınız yapsınlar&lt;/span&gt;" mealindeki açıklamasıyla liberal bir çıkış gerçekleştirmiş.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Buraya kadar haberin içeriğiydi. Şimdi gelelim, büyük gazetelerin onbinlerce dolarla çalışan başındakiler (yönetmenler, müdürler vs), binlerce TL alan yazarlar neden bu kadar yobaz sorusunun cevabına.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;1. Bu dolar üstadları kendilerini dünyanın en iyi bileni zannederek bu dağları ben yarattım der gibi kasılmasını bilir. Hayata inmezler. Sokağa çıkanları hemen hemen yok gibidir. Alışverişi zaten bilmezler. Yaptıkları şey, o günün gazetesini, dergisini ya da programını bir şekilde bitirmektir.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;2. Bilgisayar kullananlar var olmakla birlikte, teknolojiyi "3G abone lideri Diyarbakırlı hemşehrim" kadar bilmezler. Bilmezler ki, bu ülkenin gençleri uykunun dışındaki zamanlarını sosyal ağlarda geçirirler. Bu ağ, örümcek ağı değil beyler. Örümcek aslında, "ünlü plazalarda oturan, havalı ünvanlarla dolarla maaş alan, yazdığını anneannesinin dünyasından yazan, halkı aracının içinde bir yerlere giderken silüet şeklinde gören" kişilerin kafasındadır.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Cehaletinizi kabul edip, tez elden 3-5 yaşlarında sokaktan geçen çocuktan yardım isteyin. Sizi eğitsin. Biraz kafanız gelişsin, teknolojiyi cebinize bir iphone, bir berry almak olmadığını anlayın ya da işgal ettiğiniz yerleri bu "sosyal sel" gelmeden yoldan çıkın. Yoksa, sizi o istiflediğiniz dolarlarınız/avrolarınız kurtaramaz. Sürüklenir, denize dökülürsünüz...&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-5286994785593124324?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/5286994785593124324/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=5286994785593124324' title='1 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/5286994785593124324'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/5286994785593124324'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2009/09/kose-yazarysan-teknolojiyi-bileceksin.html' title='Köşe yazarıysan teknolojiyi bileceksin!'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>1</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-449086048230207921</id><published>2008-02-20T12:57:00.000-08:00</published><updated>2008-02-20T13:22:25.952-08:00</updated><title type='text'>Herkes sizin kadar özgür değilse, en büyük köle sizsiniz</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Bir gün özgür olmaktır her birimizin amacı, doğmak gibi, ölmek gibi ve hatta yaşamak gibi...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Doğduğunda insan ne kadar özgürdür. Özgürlük, kundak kadar dar olsa da fiziken, hesapsızca bağırır, ağlarsınız. Avazınız çıktığı kadar bağırma özgürlüğü vardır, en özgürlükçü yerde olmadığı kadar. Gülmekte özgürsünüzdür, ağlamakta, sevmekte, sevmemekte. Herşeyin sınırlarını siz belirlersiniz, üstüne altınız alınır, ihtiyaçlarınız en iyisiyle görülür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Öldüğünde de aynı böyledir, insan. Özgürlüğün dayanılmaz hafifliğinin verdiği o rahatlıkla ayaklarınızı salarsınız. Daha önce utana sıkıla uzattıklarınızın yanında. Eliniz son kaldığı yerdedir ya da yanı başınızda. Ama, kimse "neden elini oynatmıyorsun" demeyecek kadar özgürsünüzdür.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Bu dünyanın dayanılmaz rekabetine girmediğiniz/çıktığınız içindir, belki de. Ama özgürlüğün tadını alırsınız. İki dönemdir, ya hayatınızın ilk günleridir ya da hayatınızın bittiği gün yahut bir kaç gün ardıdır. Diğer zamanlarda olmadığı kadar rahatlık içinde, özgürce.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Bir sorunun yalnızlığını yaşamazsınız. Kimse size Amerika'da neden zenci doğdun diye sormaz. Ya da, neden böyle inanıyorsun, demez. Hatta ileri gidip, senin baban Kürt, annen Türk, karar ver necisin demez. Yalnızlığı yaşamazsınız, çünkü dünya oldukça varolan saçma kıskançlığın kıskacında değilsinizdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Ya bebekten sonra, ölümden önce...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Fakirliği tadarsınız, çoğunluktan değilseniz ya da azınlıkları köleleştirenlerin dışındaysanız...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Yokluğu anlarsınız, ayağınıza çarık bulamazsınız. Eğer yok olmama mücadelesi vermiyorsanız ya da yoklukla sınadıklarınızdan değilseniz...&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Farklılığı farkedersiniz, farklısınızdır, farkınız yoktur. Ama anlatamazsınız. Farklı olduklarını zannedenler özgürlüğü yığışmış bütünlerde ararlar. Kum taneleri gibi, aynı yöne giderler. Kayalar gibi sert durduğunuzu farkedersiniz. Kumlardan size takılanlar ya da kayalardan öğütülüp kum yapılanlar sizin neden kaya olduğunuzu sorgularlar. Sorarlar o ufacık yüreksiz cesaretleriyle, acımasızca, kendilerine boy aynasında bakmadan. Bir cam parçasında kendilerini boy aynasında zannederler, ne kadar büyük oldukları konusunda böbürlenirler, hatta böğürürler. Boy aynasını görünce de, size özenip sözde sizden daha fazla özgürlükçü olurlar. Sözün bittiği yerde, siz varsınızdır. Kumdan kuleler yapıp, sizinle boy ölçüşeceklerdir şimdi. Sizi geçemeyince de titreye titreye dalgalarla çökerler. Çöktükçe arkanızdan küfür de ederler, hayasızca. Aldırmazsınız.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Baktıklarında özgürlüğü dalgalarda zannederler, dalgalara vurdukça kendilerini denizin dibinde bulurlar, en aşağıda. Oysa özgürlük ne dalgada, ne güneşte, ne aydadır. Özgürlük dünyadadır. Aynaya baktığınızda kendinizi görebilmektir. Hesaplaşmaktır, kendinizle fütursuzca. Ağlamaktır, ağlayanla. Gülücük vermektir, güler yüze muhtaç olana. Affetmektir, az önce yanağınıza vuranı. İkinciyi yemeden elinizi uzatmaktır, dostça. Irkı farklı diye, yok saymamaktır. Dini farklı diye, itmemektir. Seviyor diye terketmemektir. Ağlıyor diye gülmemektir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Gözlerinin pınarları dolduğunda, parmağınızla gözyaşı yere vurmadan yakalamaktır. Uzaklara daldığında, yakınlaşmaktır. Yok sayıldığını hissettikçe varlığını duymaktır. Acı duydukça, pansuman yapmak değil, acının önüne göğüs germektir. Rahat olmadıkça, rahatlatmalıdır özgürlük. Özgürlük öyle bir şeydir ki, herkes sizin kadar özgür değilse siz en büyük kölesinizdir.&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;Mustafa Özcan&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;span style="font-family: georgia;"&gt;20.2.8 23:00&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;br /&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-449086048230207921?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/449086048230207921/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=449086048230207921' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/449086048230207921'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/449086048230207921'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2008/02/herkes-sizin-kadar-zgr-deilse-en-byk.html' title='Herkes sizin kadar özgür değilse, en büyük köle sizsiniz'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-607174228442050053</id><published>2008-02-02T08:34:00.000-08:00</published><updated>2008-02-02T08:37:41.069-08:00</updated><title type='text'>Bir bayram sabahı…</title><content type='html'>&lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Bayramlar, hayat gibi… &lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Akıp gidiyor yüksek debili nehrin bir dağdan aşağı sarktığı şelale gibi…&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Altına girmek için günler öncesinden biletler alınıyor, kurbanlar kesiliyor, yeni elbiseler alınıyor. Sadece birkaç gün için…&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Bir bayram sabahı, insanlar koşa koşa gidiyor namaza. Birlikte olabilme coşkusunu yaşamak ve dualarını dayanak yapıp istediklerini almak için…&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Bir bayram sabahı, gün doğuyor…&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Dağlar “lebbeyk”lerle karşılıyor güneşi, ağaçlar yine kuş zikirlerinin ev sahipleri, dualar arşa uzanıyor. Bir bayram sabahı güneş doğuyor…&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Kurbanlar O’nun adına kesiliyor…&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Sevinçten kurbanlıklar ağlıyor…&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Sadece O’nun rızası için… Canını alanlara dua edildiği 3-4 gün…&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Hacılar Arafat’ı bitirmiş, kötüyü taşlıyor. Mina’dan gelecek “size dua etti, kestirdiğiniz kurban” haberini bekliyorlar.&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Bir bayram sabahı güneş doğuyor.&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Yürekler kıpır kıpır…&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Bir heyecana odaklı kalpler, yine duaların ilacı oluyor.&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Bayramlaşılarak ayrılsa da insanlar, hep bir kalp duygusu içindeler.&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Bir bayram sabahı güneş doğuyor ve ben yalnızım kalabalıklar arasında…&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Mustafa Özcan&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;19.12.07 08:02&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-607174228442050053?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/607174228442050053/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=607174228442050053' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/607174228442050053'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/607174228442050053'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2008/02/bir-bayram-sabah.html' title='Bir bayram sabahı…'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-8402101272238989676</id><published>2008-02-02T08:31:00.000-08:00</published><updated>2008-02-02T08:32:23.977-08:00</updated><title type='text'>İçsel didişmeler…</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Kendimizi hatırladığımızda neredeyse, okula gidecek yaşta oluruz. Gözlerinizi kapatıp, içinize döndüğünüzde yani geçmişinizle yüzleştiğinizde hayat aslında çoktan başlamıştır kendinizi fark ettiğiniz anda. Sizi ilk fark eden anne ve babanızdır.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Farklısınızdır, onlar için. Sizin hata işlemenizden korkarlar, bazen yerli bazen yersiz. Baskı adeta, bir süper gücün açlıktan kıvranan ülkeye gıda yaptırımı uygulaması gibidir. Bir kelimeyle dünyayı değiştirecek kadar kuvvetlidirler. Sizi çizerler hayallerinde. O çizgiye uymadığınızda kurşun kalemle çizdiklerini değiştirmezler. Kendi elleriyle yetiştirdikleri sizi ite kaka sokuştururlar o çizgilerin içine.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Bir gün fark edersiniz ki, aslında sıkışmış, salaş bir halde o çizgilerinde çok gerisine çekilmişsiniz. İşte o an, hiç kıramayacağınız ana-babanızı üzersiniz. Bu kez bir daha genişlersiniz, eski boylarınıza neredeyse. Onlar bir daha tıkıştırırlar fazlalık sarkan yerlerinizi hayallerindeki çizgi karaktere…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Bir gün sizin eliniz kalem tutar. Bir yuvarlak çizersiniz. Aslında o ufuktur. Siz daire çizdim zanneder, içine oturmaya kıyamayacağınız pahada ağır eşyalar seçersiniz. Bir bakarsınız ki yuvarlak sizin kendi sınırınız oluvermiş. Oysa, ana-babanız size el, kol çizmişti. Siz yuvarlakla sınırlı hayatınızda genişler genişler ve balon gibi patlarsınız bir noktada. Patladığınız yerde ya da patlatan o “afacan” size bir üçgen çizmiştir. O zorlamıştır aslında.&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;İşte o anda, bitirirsiniz… İçinizi kemirir sınırlı ama sınırsız yaşamda olup biten. Düşünürsünüz… Dalıp uzun uzun bakarsınız… Yaralanırsınız… Ağlarsınız… Sadece balon için değil, sizi “siz” yapanlar için…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Aynaya bakar, dertleşirsiniz… Gölgeye bakar dalıp gidersiniz. İçinizden birileri güler katıla katıla… Didişmeler alıp başını gider. Başınızı çatlatır, onca geçmiştekiler…&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;Bir an durup bakarsınız… İçinizdeki didişmeyi duyarsınız. Her bir organınız birbirine küs olur. Her bir hücreniz diğeriyle kanlı bıçaklı. Kırgın hissedersiniz kendinizi. Uyumak çare değildir. Ayna hesap ister, gölgeniz grevin kapısında. &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;İçsel kavgalarınızda, didişmelerinizde aynanıza sıkı sıkıya sarılın. Paylaşın… Dertleşin… Fırtınada can simididir, ayna. Ama fırtınada da durgunlukta da, sizi siz yapan aynayı kırmayın. Gölge mi, zaten sizin peşinizde. Bırakın arkanızda kalanlarla sizi gölgeniz muhatap olsun. Gölgenizi geçse bile içsel didişmeleriniz, sizin ayaklarınızın altında kalacaktır. Gölgenin bittiği yerde ayaklarınızın altı vardır. Ayna ise sizi yansıtır. &lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Gerisi &lt;i&gt;lâf-ü güzaf&lt;a style="" href="#_edn1" name="_ednref1" title=""&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;b style=""&gt;&lt;span style="font-size: 12pt;"&gt;[i]&lt;/span&gt;&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt;&lt;/i&gt;tır. &lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;Mustafa Özcan&lt;/p&gt;  &lt;p style="font-family: trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;28.11.07 – 02:08&lt;/p&gt;  &lt;div style="font-family: trebuchet ms;"&gt;&lt;!--[if !supportEndnotes]--&gt;&lt;br /&gt;  &lt;hr align="left" size="1" width="33%"&gt;  &lt;!--[endif]--&gt;  &lt;div style="" id="edn1"&gt;  &lt;p class="MsoEndnoteText"&gt;&lt;a style="" href="#_ednref1" name="_edn1" title=""&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;!--[if !supportFootnotes]--&gt;&lt;span class="MsoEndnoteReference"&gt;&lt;span style="font-size: 10pt;"&gt;[i]&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;!--[endif]--&gt;&lt;/span&gt;&lt;/span&gt;&lt;/a&gt; &lt;a href="http://tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF3FB36B5C02E7607F&amp;amp;KELIME=laf%C3%BCg%C3%BCzaf"&gt;http://tdk.gov.tr/TR/SozBul.aspx?F6E10F8892433CFFAAF6AA849816B2EF3FB36B5C02E7607F&amp;amp;KELIME=laf%C3%BCg%C3%BCzaf&lt;/a&gt;&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/p&gt;  &lt;/div&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-8402101272238989676?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/8402101272238989676/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=8402101272238989676' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/8402101272238989676'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/8402101272238989676'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2008/02/isel-didimeler.html' title='İçsel didişmeler…'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-3854730323349541303</id><published>2008-02-02T08:26:00.000-08:00</published><updated>2008-02-02T08:30:49.495-08:00</updated><title type='text'>Fırtınaya dair</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;Fırtına, hep doğal afet olarak bilinir. Fırtınalı deniz, fırtınalı hava, fırtınalı ile başlayan onlarca tanımlama. Fırtına, iki şeyin habercisidir bence. Biri havayı temizlediği için temizliğin, diğeri ise durağanlılığa karşı hareketliliğin.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Oysa insan için fırtına hep temizlik ve hareketlilik ya da birini getirmeyebiliyor. Bazen bir fırtına, denizleri yarar gibi vurur insanı. O zaman, kabına sığmayan çağlayan gibi coşar. Bazen, acımasızca karayı vuran bir top ateşi gibidir. Habire döver sabahlara kadar.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Fırtınayı sakin karşılamak, nasıl bir tezattır. Oysa, dünya fırtınayı sessiz karşılamak için kurulmuştur. Uyumaya daldığınızda yakalandığınız bir sürü rüya hep fırtınalıdır. Güç sizi vurur, yaralar, kısar gözlerini acımadan bir daha, bir daha...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sonrası güzeldir, her acı gibi, der gibi, elem gibi... Baharı, rahatlığı, güzelliği getirir. Fırtına ruhun büyümesidir, aynı zamanda. Daha büyük iyilikleri içine almak için. Daha fazla güzellik vermek için büyüme. Baharın büyüklüğü oradandır, sihri de. Hep o zaman aşık olunur, en azından şiirlerde. O zaman, yazılır karşılıklı sevda fermanları... Düşler... &lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bir bakarsınız yaz olmuş. Fırtına çıkar her yaz. Sırf yazın içerisinde hesap sorar gibi, gününü sorar gibi. Rahat yok mu dediğinizde de sıcaklar vurur. O zaman "fırtına" çığılıkları basar, mavi suların hemen yanındaki kızgınlıklarda. Kum avcuna alır, silkeler insanı. Adeta fırtına gibi. Fırtına hep vardır, derler ya. Yoksa yaz ayında ne işi var fırtınanın. Haddine mi, diyecek neredeyse...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Bir bahar yeşermek içinse, diğeri solmak içindir. Ama başka bir aşk başlar... Sevda ezgileri çağıldar, kuşlar orkestra olur, yaprakların düşmesini sayarlar. Her yaprak düştükçe, bir sevda başlar. Her yaprağa bastıkça, sevdalar aşka yürür. Yürüdüğün yolda, acı, dert, elem, keder ve tabii ki rahatlık vardır. "Zıtlıklar dünyası"nın hediyesidir aslında. Bir fırtına öncesi sessizlik...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kış fırtınayla gelir. Yapraklar düştükçe insanlar sevilir. Sevildikçe aşık olurlar... Yağmur ve fırtınayla başlayan kış, ruhların sıcaklığına yenik düşer. Zıtlaşma devam eder, hep... Kardan adam ile meydan okurlar insanlar, kışa. Sonra da eriyip gitmesini seyrederler. Fırtına yine gelir... İlkbaharın habercisi gibi. O gibi...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Hayatta bir mevsimler kuşağı, bir gökkuşağı kadar enterasan ve sade. Kışla üşüyen biz, yaz ile terlerken, baharların tadını çıkarmayı unutturur. Stres, iş, insanlar, para, pul, ne varsa hepsi... Hayatta yapacaklarımız hep bir fırtınaya yenilecek kadar kırılgan ve narindir. Biri vardır, hani saatlerce nefes almadan konuşacağımız. Bir de bizi biz yapan biz. Hangi bize değer verdiğimiz de önemli ya. Fırtına da, rüzgar gülü döner, rüzgar trübünü uçar, rüzgar gibi yetişenler unutulmadan yaşar. Fırtına öncesi, o "biri"ne "sensin" demek. Birlikte ağlamak, birlikte gülmek; bir anlamda dertdaş olmak, paylaşmak. Hayatın acımasızlığına birlikte kalkan olmak. Fırtına vursa da, önüne atılmak. Bana vur diye meydan okumak... Zora düştüğünde benim için "biri" var diyebilmek. Uçsuz bucaksız hayat denizinde bir kayıkta olduğumuzu varsayarsak, kayık su alıyorsa sizi sırtında taşıyacak kadar yürekli olacaksa, fırtına olsa ne olur, olmasa ne olur? Hayat dursa ne olur, durmasa ne olur? Sırt sırta verip, bu fırtınanın üzerinde kayak yapar hale gelmek önemli. Dünya dediğiniz de, sırtınızı gösterirseniz binecek çok kişinin olduğu bir yer. Sizin sırtınızı gösterdiğinizde, size "önce sen" diyebilecek ikinci kişiyi bulmak çok zor. Fırtınada "önce sen" diyeceği buldunuz mu?&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Mustafa Özcan&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p  style="text-align: justify; font-family: trebuchet ms;font-family:trebuchet ms;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;27.11.07 – 02:04&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-3854730323349541303?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/3854730323349541303/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=3854730323349541303' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/3854730323349541303'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/3854730323349541303'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2008/02/frtnaya-dair.html' title='Fırtınaya dair'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-7950112962966372849</id><published>2007-11-21T17:43:00.000-08:00</published><updated>2007-11-21T17:45:46.079-08:00</updated><title type='text'>Uysa da, uymasa da...</title><content type='html'>Yollar kalabalıkken yalnızlığı hisseden bir gafil avcıyken herkesin baktığını  görüyor insan. Evet sanki herkes beni gözetliyor. Acımı, sevincimi paylaşmayacak  kadar cimri, düştüğünde bile bakabilme sürekliliğini gösteren benlik duygusu o  kadar güçlü birileri. Hayal kurmadan sadece bakmak nasıl bir şeydir?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Bakmakla görmek arasında rüzgarlanan ama hep gördüğünü zannedip baktığının  farkında olmadan, hâlâ bakabilme cesaretini göstermek. Güçlü duygusal bir bağ  oluştursa da bağlı olamayan... Acı duyduğunu zannedip kahkahalarla ağlayan...  Gülerken nefes borusuyla, yemek borusu rahatça ayrıt edilebilen... Okuduğunu  zannederken aslında okumayan, mümkün olabilen en az bilgiyle "aydın" olabilen...  Mevsim değişmiyor deseniz hakkınız vardır her mevsim minimum giyinik  kalabilen... Modernizmi "takunya" terlik ya da ayakkabıcıkla temsil eden...  Bugünü dünden harcayıp, yarını da bozukluk yapıp şıngırdatan... Kendi dilini  çektirip lastik yapıp, kız çocuğu gibi oynayan sonra da çelik-çomağa çevirip  olası çomağı en uzağa atmaya çalışan... Sonra bir saf bal kovanı bulup, çomakla  oynayan... Bir "arı iğnesi"yle dünyası kararan... Hayalini sadece para, araba ve  karşı cinsle sınırlandıran... Harcamalarını mümkün olan her dolambaçlı yoldan  yapan... En az yiyip, başkalarına benzemek için saatlerce kuaförde geçiren...  Her sabah şafaktan önce kalkıp, saatlerce aynada yüzünü tuval olarak kullanan...  Zamanını oldukça "efektif" kullanıp, eğlenceye zaman ayırma konusunda  titizlenen... Başkaları gibi olmak için her şeyden vazgeçebilen birini arasalar,  sanırım en çok başvuru rekorunu kırar.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; Ya bu özellikleri elde etme konusunda savaşma dengesizliğini  gösteremeyenler? Şimdi anladınız mı, "eleman arayanlar"ın neden çıtayı her gün  yükselttiğini? Daha 2000 yılında neden 5 yıllık Windows 2000 İşletim Sistemi  tecrübesi istemelerini ya da 22 yaşından gün almamış, askerliğini yapmış, en az  yüksek lisans yapmış ve en az 5 yıl iyi bir kurumda en az aynı seviyede çalışma  şartı aradıklarını farkettiniz mi? Çarpıklık mı? Sizce bir paragraf boyunca her  şey size uyuyorsa, alttakiler zaten size uymayacaktır. Bu akşam parti varmış,  haberiniz var mı?&lt;br /&gt;&lt;br /&gt; 11 Mayıs 2005&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-7950112962966372849?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/7950112962966372849/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=7950112962966372849' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/7950112962966372849'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/7950112962966372849'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2007/11/uysa-da-uymasa-da.html' title='Uysa da, uymasa da...'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-8902711013622443746</id><published>2007-11-21T17:41:00.000-08:00</published><updated>2007-11-21T17:44:18.892-08:00</updated><title type='text'>Ya sessiz, ya sessiz...</title><content type='html'>&lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;font-family:Tahoma,sans-serif;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sessiz ve sakin...&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;font-family:Tahoma,sans-serif;" dir="ltr"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;font-family:Tahoma,sans-serif;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Her insan artık &lt;b style="color: black;"&gt;böyle&lt;/b&gt;  bir ortam istiyor. Çünkü, seslerin armonisi insanları artık cezbetmiyor 50 yıl  önceki gibi...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;font-family:Tahoma,sans-serif;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;b&gt;Sessiz çıkışlar, en iyi yankıyı buluyor.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;  En çok satan albüm tantanası çok olmayan sade olan oluyor. En çok sevilen  insanlar sakinliği seçenler oluyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;font-family:Tahoma,sans-serif;" dir="ltr"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;font-family:Tahoma,sans-serif;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sessizlik sanki, hayatımızın tek ihtiyacı.  Hedefimiz, düşüncemiz hatta, herşeyimiz olacak seviyeye geldi. Aslında Anadolu  insanının o güleç yüzü de bu yüzden geliyor. Sesiz ve sakin olmaktan. Devlet  işleri ya da mektuplar onları ilgilendirmiyor. Para, faiz, borsa, bono onların  hiç umrunda değil. Onlar kurdukları ufacık dünyalarında bir tas çorbasıyla  etrafa gülücük saçabiliyorlar. Farketmiş olmanız lazım. Son zamanlarda yapılan &lt;b&gt;bütün yeni villa ve hatta evlerde doğallık ve sessizlik ön planda.&lt;/b&gt; Çünkü, &lt;b&gt;biz gerçek bize yabancı kaldık.&lt;/b&gt; Şimdide hayran, hayran izliyoruz. Keşke,  bir köy evim olsa da orda otursam diye hayıflanıyoruz.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;font-family:Tahoma,sans-serif;" dir="ltr"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal"  style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;font-family:Tahoma,sans-serif;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Stressiz günümüz geçmiyor. İki üç sene önceki  düşüncelerimizle sürünmeyi göze alıyoruz. O zamanlar bir köyde yaşamanın  aşağılanmak olduğunu sanan biz ya da ebeveynlerimiz gibi. Onlar şehir hayatını  özlüyorlardı. Şimdi, herkes şehirli oldu ama, köylü olmak için çırpınıyor.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" face="Tahoma,sans-serif" style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;" dir="ltr"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" face="Tahoma,sans-serif" style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Ya değerler...&lt;/span&gt; &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" face="Tahoma,sans-serif" style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;" dir="ltr"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" face="Tahoma,sans-serif" style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Kendimiz bitirdik aslında. Kendi kendimizi  dışladık. Tü kaka diye üzerine gittik ananevi geçmişimizin. Hatta beğenmedik  babamızı, anamızı, hatta utanç duyduk. Sanki şehir çocuğu gibi davrandık.  Şehirli olduk ama, insan olamadık. Adam olduk ama, kendimiz olamadık. Müdür  olduk ama, benliğimizi unuttuk.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" face="Tahoma,sans-serif" style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;" dir="ltr"&gt;  &lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" face="Tahoma,sans-serif" style="text-align: justify; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt; font-family: georgia;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sessiz olabilmenin yollarını aradık şehrin altın  gömülü sandığımız topraklarında. Bir gün belediye yol çalışması için kazdığında  anladık hayatın burada kolay olmadığını. Bir gün PTT çukuruna düştüğümüzde  anladık, şehirli olmanın her şey olamayacağını...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr"&gt;  &lt;/p&gt;  &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sonra yere tükürmenin bir adamlık belgesi  olamayacağı anlatılmaya çalışıldı ama, anlamadık. Milyonlarca cezaya rağmen,  ceza keseceklerin suçu işlemeleri nedeniyle uygulanamadığını gördük. Binlerce  kanun çıktı bizi adam edecek, gerçek bir hayata yabancı gibi çiğnedik. Sonra...&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;Sonra insan olduğumuzu anladık. Yeni yeni oldu  bu aslında. Birbirimize değer vermeyi öğrendik. &lt;b&gt;"Sen komünistsin, bizim  aramızda yerin yok"&lt;/b&gt;, "&lt;b&gt;Sen faşistsin, sevmezsen terkedersin&lt;/b&gt;" ya da "&lt;b&gt;Sen  namaz kılıyorsun, gericisin&lt;/b&gt;" demenin ne kadar aptalca olduğunu anladık. Biz  tam anlamıştık ki, hükümetler geldi birer birer, son beş senedir. "&lt;b&gt;Gözünün  üzerinde kaşın var&lt;/b&gt;", "&lt;b&gt;Bıyığın bir santim uzamış&lt;/b&gt;" ya da "&lt;b&gt;Başını  kapatırsan kafan çalışmaz&lt;/b&gt;" gibi onlarca özlü sözü kazandırmaya çalıştı bize. &lt;b&gt;Liberalleştikçe komünistleştik, komünistleştikçe islamcı olduk. Artık nereye  çeksen oraya giden, muhalefetsiz çıkan, kanunlarımız var. &lt;/b&gt;Sessiz sedasız  çıkan yönerge ve genelgelerimiz var. Bir de, birileri var.&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr"&gt;&lt;span style="font-size:100%;"&gt;&lt;br /&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Değişmekle iyi mi yaptık, bilinmezine karşı.  Değişmesek ne olurdu, demek geliyor içimden. Keşfetmeyi seviyoruz bilinenleri. &lt;b&gt;El yordamıyla demokrasi arıyor, kapalı devre ekonomimizi yönettiriyoruz.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt; &lt;p class="MsoNormal" style="text-align: justify; font-family: georgia; margin-top: 0pt; margin-bottom: 0pt;" dir="ltr"&gt; &lt;span style="font-size:100%;"&gt;Herşey sessiz ve sakin olup bitiyor. Artık acı  duymuyor ve hissetmiyoruz. Bir üst düzey derin yetkilinin dediği gibi, &lt;b&gt;"ya  sessiz, ya sessiz" olabilmeyi galiba öğreniyoruz.&lt;/b&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-8902711013622443746?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/8902711013622443746/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=8902711013622443746' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/8902711013622443746'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/8902711013622443746'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2007/11/ya-sessiz-ya-sessiz.html' title='Ya sessiz, ya sessiz...'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-5909871720144473143</id><published>2007-11-21T17:39:00.000-08:00</published><updated>2007-11-21T17:40:25.971-08:00</updated><title type='text'>Yürürken içimi kemiren düşünmeden yazdıklarımdır...</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Bir gün yolda yürürken, içimi kemiren bir ses duyuyorum. Düşünmeden yazdıklarımın sesi...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Geçer diyor bir ağrı kesiciyle geçiştiriyorum. Yine aynı caddede bir gün sebepsizce ve düşünmeden yazdıklarım geliyor aklıma. Bekleyen kelimeleri birleştirip, şiir yapmak istiyorum. Olmuyor, bir kaç satır yazı yazıyorum. Yırtıyorum onlarca kağıdı. Bütün hepsi bir düşünmeden yazdığım için oluyor.&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yürürken hep içimi kemiriyor, üç beş deli saçması. Bir mide ilacı alıyorum, sindirmek için. Üstüne bir maden suyu...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Bitmek tükenmek bilmeyen bir acı. Artık sabaha karşı oluyor. Bir doktora gitmek üzere yola çıkıyorum o bilinmez caddenin öteki ucundan. Bir sessizliğe adımımı atıyorum sanki. Yürürken kemiriyor içimi. Sanki kanım çekiliyor, sinirlerim alt-üst oluyor. Ben kafayı yedim, diye düşünürken üstüne bir sinir hapı daha atıyorum, prospektüslerde yazan "Doktorunuza danışmadan almayınız" yazısına aldırmadan...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Çıkıyorum aynı yola. Bir iki satır yazmak istiyorum artık. Uzun zaman oldu son kelimeleri kağıda dökeli, diye düşünüyorum. Tekrar akşam oluyor. Yatmak üzere uzanıyorum. Gözümden gitmeyen üç-beş deli saçması geliyor gözelerime. Kabusum oluyor, düşünmeden yazdıklarım. Bir uyku ilacı alıyorum. Ertesi sabah duruşmam var ve uyuyakalabilme riskine karşı, evdeki ne kadar çalabilen saat, telefon varsa hepsini kuruyorum. Sadece düşünmeden yazdığım bir kaç kelime uğruna...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sabah oluyor, herkes telefonla arıyor. Lanet olsun deyip yollara düşüyorum. Aynı düşünceler kafamın bir köşesinden çıkıyor ve tekrar en büyük gündem maddesi oluyor. Duruşmaya giriyorum. Karara kalıyor mahkeme, düşünmeden yazdığım bir kaç kelime yüzünden. Sonra, ilk pastanede karnımı doyuruyorum ve ilk ağacın gölgesinde birazda deniz gören bir yere gidip düşünmeye başlıyorum...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünce sağnağı altında bir şeye karar vermek zorunda olduğumu hatırlıyorum. Kararımı veriyorum ve düşünmeden yazdıklarım benim değil. O zaman neden kendimi harap ediyordum. Bilmiyorum. Ama aynı yollarda yürürken, düşünmeden yazdıklarım aklıma gelip, kendime ilk gördüğüm insanda çeki-düzen veriyorum.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-5909871720144473143?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/5909871720144473143/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=5909871720144473143' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/5909871720144473143'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/5909871720144473143'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2007/11/yrrken-iimi-kemiren-dnmeden-yazdklarmdr.html' title='Yürürken içimi kemiren düşünmeden yazdıklarımdır...'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-8975968812747375659</id><published>2007-11-21T17:38:00.000-08:00</published><updated>2007-11-21T17:39:55.266-08:00</updated><title type='text'>Şimdilik böyle düşünebilmek</title><content type='html'>&lt;div style="text-align: justify;"&gt;Üç başkaldırı, yaşama, hayata, olan bıtene...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Yapabilmek ve yaptığını yüreklice ortaya koymak. Meselenin bu olduğu eski ve yeni hesaplaşması. Siyasetle karıştırmayın. Onlar sadece yenicik...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Düşünmek, insanı karanlıktan önce alacakaranlığa, sonra ışığa çıkarır. Peki düşünmek gibi yürekli bir karar verebilmek. Aklın otobanında son sürat ilerleyebilmek, onca kamyon, tır, acemi ve uykusuz şöförlere rağmen. İradeye hakim olabilmek, beynine kiracı almamak. Düşünmek gözler dalmaktan yaşlanana kadar. Hayaller kurmak aklın uçurumunda dolaşmaya isteyerek ve bilerek hatta kasten. Düşleri düşüncelerle masumlaştırmak bir bebek gibi. Ağlatabilmek gereği kadar. Güldürebilmek asık suratlı perdenin açılan küçücük delikten. Hayatta olmak yani düşünmek. Düşünmeyi becerebilmeye başlamak. Hayata merhaba demek düşünce annenin kucağında. Onun sıceklığıyla...&lt;br /&gt;&lt;br /&gt;Sonra sizin içinizdeki siz başkaldırıyı büyütüp, bir barikatı yıkacak.&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-8975968812747375659?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/8975968812747375659/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=8975968812747375659' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/8975968812747375659'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/8975968812747375659'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2007/11/imdilik-byle-dnebilmek.html' title='Şimdilik böyle düşünebilmek'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry><entry><id>tag:blogger.com,1999:blog-6844328158430395383.post-8570906004831347071</id><published>2007-11-21T17:30:00.000-08:00</published><updated>2007-11-21T17:38:04.846-08:00</updated><title type='text'>Şimdilik böyle düşünüyorum diyebilmek....</title><content type='html'>&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Bin yılın bitişini uğurlarken, kimi bitmek tükenmek bilmeyen sorunlarla kaybettiği umudun peşindeyken, kimi yeni hayal bulutlarında umutlanmanın düşünü kuruyordu. Ben sanırım ikinci gruptaydım, hayatımda belki ilk kez. &lt;i&gt;Bir baltaya sap olabilme&lt;/i&gt; hayalinde kitabım çıkıyordu. İddialı ismi&lt;span style=""&gt;  &lt;/span&gt;heycanlandırıyordu beni daha çok. İçeriğini içimden geldiğince yazabilmenin verdiği rahatlığı ismi gölgeliyor ve baskı yapıyordu. Bu bir hareket tarzıydı, yaşam tarzı da denebilir. Geceleri rüyalarda bile Şimdilik böyle düşünüyorum diyebilmekti o zamanlar yaşanan... Kitap patlama yapmadı tabii ki. Yapamazdı da. Nasıl olurda biri çıkar, &lt;i&gt;haddine düşmeden&lt;/i&gt; patavatsızca Şimdilik böyle düşünüyorum diyebilirdi. İnsanlar kaldırabilir miydi, bu kadar yeniliği!&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Günler ayları kovaladı. Adet oldu eski köye &lt;i&gt;haddine düşmeden&lt;/i&gt; söylenen üç kelime. Herkes kendinin yeni olduğunu söylemeye, hatta bunu ispat etmek için saatlerce konuşur olmuşlardı. Herşey üç kelime içindi. Önce partiler kuruldu. Sonra medyada esti rüzgar. Ortaklıklar aranıyor, üç kelime için. Eskiler deniyor, daha dün fikir babalığı yaptıklarına. &lt;b&gt;Değiştim&lt;/b&gt; &lt;/span&gt;&lt;span  lang="EN-US" style="font-family:Arial;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt;in&lt;/span&gt;&lt;span  lang="EN-US" style="font-family:Arial;"&gt;"&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; oldu haber programları için. &lt;i&gt;Eskilerini yamama gayreti moda olmaya başladığında, yeniler gizlenirler.&lt;/i&gt; Önce onlar çıkarlar. &lt;b&gt;Değiştim&lt;/b&gt; derler. Hayal sunarlar altın tepside. Demokrasi satarlar meydanlarda. &lt;i&gt;Dünyayı değiştiren adam&lt;/i&gt; filmini oynarlar. Ama dünya değişmeyecektir. Kara Murat'lık mesleği çıkar, hayalden ibaret sahnelerle. &lt;i&gt;Değiştim ulen&lt;/i&gt;&lt;/span&gt;&lt;span  lang="EN-US" style="font-family:Arial;"&gt;,&lt;/span&gt;&lt;span style=""&gt; diyerek saldırırlar kendi yaptıkları kalelere. Halbuki Şimdilik böyledüşünüyorum diyebilmek bu kadar kolay mı?&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Ürettiği bir mamülü sırf şirketini ortağına devrettiği için kötüleyen batık işadamına benzetiyorum son zamanlardaki değişim sözcülerini. Ben en büyük değişimin geri olduğu varsayılan bir grubun içinden Şimdilik böyle düşünüyorum diyerek sıyrılabilmek olduğuna inanıyorum. Aslında değişenin olmadığı Ali'lerin eski olduğunu söyleyen Cengiz'lerin oynadığı bir ortaoyun izliyoruz. Halbuki Ali Cengiz tek kişidir. İsimleri ayırırsanız kişiliği kalmaz. Ama &lt;i&gt;Ali Cengiz iken yeni oyunlar sahneye koyabilmektir asıl olan.&lt;/i&gt; Vitrini yenilemek değil, hayalleri, hedefleri ve aşkları. Eskiden fazla hayal kurabilmek, yeni hedefleri üreterek yapmak istediğine aşkını tazelemek tutkuluca.&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;Ben &lt;i&gt;haddime düşmeden&lt;/i&gt;, Şimdilik böyle düşünüyorum derken bunları hesap etmiştim. Birilerinin çıkıp makyajla gençleştim demesi aklıma gelmişti de. Kafamı sallayıp, &lt;i&gt;olmaz olmaz&lt;/i&gt; diye kendimi kandırmıştım. Estetik ameliyatlı değişim yenilik değildir, diye düşünüyorum. &lt;i&gt;Yenilik için çocuk gerek. Bunun içinde iki farklı cinsin birlikteliği. Çocuk ben olacağım kavgası yerine, çocuk doğurup ona asist yapıp potaya nasıl yükseleceğini öğretmek gerekiyor.&lt;/i&gt; Siz bir gün o basketi atamayacaksınız, unutmayın. O zaman basket sahaları boş kalacak ve başkalarının, kimbilir düşmanlarınızın çocukları, peşpeşe üçlük atacak, sizin bir gün gelir burdan ayaklanabilirsem potaya basket atarım diye yakınlardan milyarlarca lira vererek alıp üstünü süslediğiniz mezarınızın üzerinde...&lt;o:p&gt;&lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;/div&gt;&lt;p style="text-align: justify;" class="MsoNormal"&gt;&lt;span style=""&gt;&lt;o:p&gt; &lt;/o:p&gt;&lt;/span&gt;&lt;/p&gt;&lt;div style="text-align: justify;"&gt;  &lt;span style=""&gt;Onun içim tutkulanmak hayale önemli. Onun için aşk tazelemek ihtiraslıca yeni hedeflere, geçen yılların gerçek yaş olmadığını bilmek, şimdilik böyle düşünüyorum fikriyle genç kalabilmek, çocuk doğurup potaya yükselebilmesini sağlayabilmek önemli. Değiştim deyerek, taş evi yıkıp tuğladan ev yapmak yerine, bugünü gün batmadan bitirmek. Yarın değişmeden aslından, yenilenerek her salise tecrübesinden ve Şimdilik böyle düşünüyorum'u rahatça söylemek için.&lt;/span&gt;&lt;/div&gt;&lt;div class="blogger-post-footer"&gt;&lt;img width='1' height='1' src='https://blogger.googleusercontent.com/tracker/6844328158430395383-8570906004831347071?l=simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com' alt='' /&gt;&lt;/div&gt;</content><link rel='replies' type='application/atom+xml' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/feeds/8570906004831347071/comments/default' title='Kayıt Yorumları'/><link rel='replies' type='text/html' href='http://www.blogger.com/comment.g?blogID=6844328158430395383&amp;postID=8570906004831347071' title='0 Yorum'/><link rel='edit' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/8570906004831347071'/><link rel='self' type='application/atom+xml' href='http://www.blogger.com/feeds/6844328158430395383/posts/default/8570906004831347071'/><link rel='alternate' type='text/html' href='http://simdilikboyledusunuyorum.blogspot.com/2007/11/bin-yln-bitiini-uurlarken-kimi-bitmek.html' title='Şimdilik böyle düşünüyorum diyebilmek....'/><author><name>Mustafa Ozcan</name><uri>http://www.blogger.com/profile/08432550042107261832</uri><email>noreply@blogger.com</email><gd:image rel='http://schemas.google.com/g/2005#thumbnail' width='27' height='32' src='http://bp1.blogger.com/_grURTRNcUZU/R6rpZ94amiI/AAAAAAAAACw/xlaGFHj_KF0/S220/mozcan.jpg'/></author><thr:total>0</thr:total></entry></feed>
